İçeriğe geç

Bereyle kep selamı verilir mi ?

O soruyu ilk kez gerçekten duyduğum gün

Bugünkü makalemizde “Bereyle kep selamı verilir mi” ile ilgili dikkat edilmesi gereken noktaları inceliyoruz.

Kayseri’nin o kendine has sert ama bir o kadar da sıcak havası vardı. Sabahları dağlardan inen serinlik, öğlene doğru yerini güneşin hafif yakıcılığına bırakırdı. Ben o gün yine defterimi alıp bir kafeye sığınmıştım. Yazı yazmak benim için bir kaçıştı; bazen insanlardan, bazen kendi düşüncelerimden.

Defterin bir köşesine şunu yazmışım: “İnsan en çok, ne yapacağını bilemediği yerde yoruluyor.”

Tam o sırada yan masada iki kişinin konuşması kulağıma çalındı. Konu basit bir selam meselesiydi ama cümle bir anda zihnime mıh gibi çakıldı:

“Gayrimüslimlere selam verilir mi ki?”

Kalemim havada kaldı.

O an içimde garip bir düğüm oluştu. Basit bir soru gibi duruyordu ama içinde bir sürü başka soru saklıydı: doğru ne, yanlış ne, biz kimiz, onlar kim, mesafe nerede başlar?

Ve en önemlisi… ben bu sorunun neresindeydim?

Kayseri sokaklarında yürürken kafamda büyüyen soru

O gün kafeden çıktıktan sonra uzun süre eve gitmedim. Kayseri’nin taş sokaklarında yürüdüm. İnsanlar selamlaşıyordu: “kolay gelsin”, “iyi günler”, “merhaba”…

Ama kafamın içinde başka bir şey dönüyordu.

“Gayrimüslimlere selam verilebilir mi?”

Bunu sadece dini bir mesele gibi düşünmek yetmiyordu. Çünkü selam dediğin şey, bazen sadece bir kelime değil, bir kapıydı. Açmak mı gerekir, kapatmak mı? İşte ben bunu çözemiyordum.

Çocukluğumdan beri bana öğretilen şeyler vardı. Ama büyüdükçe, hayat o öğretilerin yanına başka insanlar, başka hikâyeler koyuyordu. Ve o hikâyeler bazen eski ezberleri çatlatıyordu.

O gün fark ettim: Ben aslında “selam” kelimesini bile yeniden öğreniyordum.

Bir kitapçıda başlayan ikinci sahne

Bir hafta sonra, şehir merkezindeki küçük bir kitapçıya girdim. Rafların arasında dolaşırken yaşlı bir adamla göz göze geldim. Sade giyimli, sessiz biriydi. Türkçesi hafif farklıydı ama netti. Kitap soruyordu.

Kitapçı sahibiyle konuşurken bana döndü, gülümsedi ve “Merhaba” dedi.

Refleks olarak ben de “Merhaba” dedim.

O an hiçbir şey olmadı aslında… ama içimde bir şey oldu.

Sanki yıllardır taşımadığım bir yük bir anlığına omzumdan kaydı. Çok küçük bir andı ama etkisi büyüktü.

Kitapçıdan çıkarken kendime kızdım bile: “Bunu niye bu kadar büyütüyorsun?”

Ama büyüyordu işte. Çünkü mesele sadece kelime değildi. Mesele, o kelimenin arkasındaki zihindi.

İçimdeki çatışma

Eve döndüğümde defterimi açtım ve uzun uzun yazdım:

“Birine selam vermek, onu onaylamak mı demek? Yoksa sadece onun varlığını fark etmek mi?”

O gece uyuyamadım.

Bir yanım çok netti: İnsan insana selam verir, bu kadar basit.

Diğer yanım ise daha temkinliydi: “Ya yanlış yapıyorsan?”

Bu ikisinin arasında sıkışıp kalmak yorucuydu. Çünkü insan bazen doğruyu değil, güvenli olanı seçmek ister. Ben o gece güvenli olanla doğru olan arasında sıkıştım.

Bir dost sohbeti ve kırılma anı

Birkaç gün sonra üniversiteden bir arkadaşla oturduk. Konu bir şekilde döndü dolaştı ve ben o soruyu sordum:

“Gayrimüslimlere selam verilir mi sence?”

Bir an sustu. Sonra omuzlarını silkti.

“Ben veriyorum,” dedi. “Çünkü selam benim nezaketim. İnancımı eksiltmiyor.”

Bu cümle basit gibiydi ama içimde bir yere dokundu. Sanki uzun zamandır kapalı duran bir pencere aralandı.

Ama yine de tam ikna olmamıştım. Çünkü ben meseleleri hemen bırakabilen biri değildim. Düşüncelerim bazen fazla kök salıyordu.

O gece eve döndüğümde içimde garip bir duygu vardı: ne tam huzur, ne tam huzursuzluk.

Cam kenarında oturan adam ve üçüncü karşılaşma

Sizin İçin Seçtik: Berber numarası kaç mm ?

Bir pazar sabahı yine aynı kafeye gittim. Bu kez cam kenarına oturdum. Dışarıda insanlar geçiyordu.

Bir süre sonra yan masaya orta yaşlı bir adam oturdu. Elinde kahvesi, sessizdi. Telefonla konuşurken başka bir dil kullandı. Tam olarak anlamadım ama Türkçe olmadığı belliydi.

Kahvesini içti, kalkarken göz göze geldik.

O an içimden bir şey yükseldi. Ne olduğunu bilmiyorum ama basit bir şeydi: “İyi günler.”

Dedim.

O da başını eğdi, gülümsedi ve aynı sıcaklıkla karşılık verdi.

İşte o an, içimdeki düğüm biraz daha çözüldü.

Selamın ağırlığı sandığımdan hafifmiş

Dışarı çıktığımda kendime şunu söyledim:

“Ben neden bu kadar büyütmüşüm bunu?”

Selam, bir köprüydü aslında. İnsanlar arasında kurulan en basit ama en eski köprülerden biri.

Ve o köprüyü kurmak için büyük felsefeler, karmaşık izinler gerekmiyordu. Sadece insan olmak yetiyordu.

Ama yine de içimde tamamen bitmeyen bir şey vardı. Çünkü bazı sorular hemen kapanmaz, sadece şekil değiştirir.

Gece yazdığım son not

O gece defterime şunu yazdım:

“Belki de mesele kime selam verildiği değil. Mesele, selam verirken ne hissettiğim.”

Çünkü fark ettim ki asıl savaş dışarıda değil, içimdeydi.

Bir yanda korkular, alışkanlıklar, duyduğum cümleler…

Diğer yanda ise insanlara daha basit bakmak isteyen bir yanım.

Ve ben o iki ses arasında gidip geliyordum.

Son sahne: küçük bir aydınlanma

Aradan günler geçti. Bir sabah üniversite kampüsünde yürürken yabancı bir öğrenciyle göz göze geldim. Ne düşündüm bilmiyorum ama bu kez tereddüt etmedim.

“Merhaba” dedim.

O da gülümsedi.

İşte o an içimde çok net bir şey hissettim: rahatlama.

Büyük bir karar vermemiştim aslında. Sadece bir kelime söylemiştim. Ama o kelime, içimde uzun süredir dolaşan bir soruyu yumuşatmıştı.

“Gayrimüslimlere selam verilebilir mi?” sorusu artık kafamda bir yasak gibi değil, bir insanlık meselesi gibi duruyordu.

İçimde kalan şey

Bugün geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum:

Ben o soruyu cevaplarken aslında insanlarla değil, kendi içimdeki mesafelerle konuşuyormuşum.

Ve bazı mesafeler, bir “merhaba” kadar kısa olabiliyormuş.

Smartdus olarak her zaman en iyi içeriği sunmak için çalışıyoruz. “Bereyle kep selamı verilir mi” konusunda daha fazlası için takipte kalın!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
https://yorumuvar.com https://asuborek.com.tr https://degersuaritma.com.tr Sitemap
grandoperabet yeni giriş